Doğru Nefes Diye Bir Şey Var mı?

Doğru Nefes Diye Bir Şey Var mı?

Kültür Edebiyat

 Belki de doğru nefesi aramadan önce, nefesimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Son yıllarda en sık duyduğumuz cümlelerden biri:

"Derin nefes al."

Kaygılanınca…

Öfkelenince…

Uyuyamadığımızda…

Hatta önemli bir toplantıya ya da sınava girmeden önce bile ilk öneri hep aynı oluyor.

Peki gerçekten mesele sadece derin nefes almak mı?

Aslında nefesi değerlendirirken "doğru" ya da "yanlış" demekten önce, fonksiyonel ve disfonksiyonel nefes arasındaki farkı anlamamız gerekiyor.

Fonksiyonel nefes; bedenimizin ve sinir sistemimizin ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen nefestir. Duruma göre değişir, esner ve bulunduğu ana eşlik eder. Örneğin koşarken nefesimizin hızlanması son derece doğaldır. Çünkü beden, o anki ihtiyacına uygun bir ritim oluşturur.

Disfonksiyonel nefes ise çoğu zaman kronik stresin izlerini taşır. Sürekli göğüsten alınan, hızlı, yüzeysel ya da sık sık tutulan nefes; ortada gerçek bir tehlike olmasa bile sinir sistemine aynı mesajı verir:

"Güvende değilsin. Hayatta kalmalısın."

İşte tam da burada önemli bir gerçek karşımıza çıkar. Bedenimiz yalnızca yaşadıklarımıza değil, nefes alış biçimimize de yanıt verir. Nefesimiz uzun süre hızlı, yüzeysel ya da tutulu kaldığında sinir sistemimiz de "savaş ya da kaç" tepkisini sürdürmeye devam eder. Zamanla kendimizi sürekli tetikte, gergin ve dinlenmekte zorlanan bir bedenin içinde bulabiliriz.

Çünkü beden bir bütündür. Nefes, sinir sistemi, dolaşım sistemi, hormonlar ve diğer fizyolojik süreçler birbirleriyle sürekli iletişim hâlindedir. Nefesimiz uzun süre tehdit algısını beslediğinde bu durum yalnızca ruh hâlimizi değil, bedenimizin işleyişini de etkileyebilir.

Kronik olarak alarm hâlinde çalışan bir sinir sistemiyle kendi bedenimizin içinde gerçekten rahat edemeyiz. Uyusak da dinlensek de bedenimiz hâlâ nöbettedir. Çünkü gerçek dinlenme yalnızca gözlerimizi kapatmak değil, sinir sistemimizin de "Artık güvendesin." mesajını alabilmesidir.

Ve belki de en önemlisi; beden, uzun süre susturulamayan alarmı bir süre sonra normal sanmaya başlar.

Hiç fark ettiniz mi?

Bir bildirim sesi geldiğinde…

Bir e-postayı açarken…

Bir sınav sonucuna bakarken…

Ya da beklenmedik bir telefon çaldığında…

Çoğumuz fark etmeden nefesimizi tutarız.

Çünkü beden, belirsizliği bile zaman zaman tehdit olarak algılayabilir.

Şimdi bir an durun ve kendinize şu soruyu sorun:

Gün içinde kaç kez gerçekten güvende hissederek nefes alıyorum?

İşte bu yüzden fonksiyonel nefesten söz ettiğimizde, büyük bir hava akımını zorla içeri almaktan bahsetmeyiz. Öncelikle nefesle yeniden bir bağ kurmaktan söz ederiz.

Nefesi değiştirmeye çalışmadan önce onu fark etmek…

Ritmini…

Akışını…

Bedenimizde bıraktığı hissi…

Çünkü bazen bedenin ihtiyacı daha derin nefes almak değil, nefesini ilk kez gerçekten duyabilmektir.

Belki de doğru nefes diye tek bir nefes yoktur.

Belki de doğru olan; bedenin ihtiyacını duyan, bulunduğu ana uyum sağlayan ve bize yeniden güven duygusunu hatırlatan nefestir.

Ve belki de nefes, düzeltmemiz gereken bir teknik değil; dinlemeyi unuttuğumuz en kadim yol arkadaşımızdır.

Dur, nefes al ve kendi ritmini hatırla.


 

Paylaş