8 SANİYE
“Artık hiçbir komşuluk ilişkisi, o 8 saniyelik görüntünün yarattığı güvensizlik gölgesinden azade kalmayacak”
Fethiye’de 42 yaşındaki Ramazan Çalışkan, evinin bahçesinde tam 8 saniye içinde öldürüldü. Cinayetin tek bir gerekçesi vardı: Bahçe kapısının çıkardığı ses.
Güvenlik kamerası kayıtları, yaşanan olayın tüm çıplaklığını gözler önüne seriyor. Tartışma kısa, eylem ise oldukça hızlı gelişiyor.
Bir yanda şikayet edilen o "gıcırtı sesi", diğer yanda bu sesi gerekçe göstererek eline silahını alan bir komşu. Silah patladıktan sonra yaşananlar ise işin trajedisini boyutlandırıyor: Fail, yerde yatan adamın başında dikilip, "Ben sana demedim mi o kapıyı yaptır?" diye sormaya devam ediyor.
Bu olay, toplumdaki tahammül eşiğinin ne kadar aşağıya indiğinin somut bir fotoğrafı. Bir zamanlar "komşu komşunun külüne muhtaçtır" mottosuyla örülen mahalle kültürü, bugün yerini en küçük sese bile tahammülü kalmamış, tetikte bekleyen birer birey profiline bırakmış durumda. Artık çatışma çözme becerisi, yerini doğrudan şiddet kullanımına, problem çözme refleksi ise bir hayatı sonlandırma noktasına evrilmiş vaziyette.
Olayın belki de en çarpıcı tarafı, cinayetin çocukların gözleri önünde işlenmiş olması. Bir babanın, kendi bahçesinde, ailesinin yanında ve sadece bir kapı sesi yüzünden infaz edilmesi, sıradan bir "komşu kavgası" tanımının çok ötesinde. Bu, bir toplumun kendi içindeki güvenlik algısının nasıl bir hızla bozulduğuna dair bir uyarı niteliğinde.
Sonuçta geride bir cenaze, parçalanmış bir aile ve adalete teslim olan, psikolojik sorunları olduğu iddia edilen bir fail var. Ancak bu olayın ardından asıl soru şu: Bir kapı gıcırtısının bir insan hayatından daha değerli hale geldiği bu noktada, biz nasıl bir toplum olduk?
Bir sonraki kapı zili çaldığında veya komşumuzla bir sorun
yaşadığımızda, artık aklımızda sadece o gıcırtı değil, bu olayın geride
bıraktığı o "soğukkanlılık" duracak. Artık hiçbir komşuluk
ilişkisi, o 8 saniyelik görüntünün yarattığı güvensizlik gölgesinden azade
kalmayacak