Son Bir Nefese Dünyaları Vermek...

Son Bir Nefese Dünyaları Vermek...

Kültür Edebiyat

Hayatın en ağır imtihanları, çoğu zaman en kırılgan omuzlara yüklenir.

Nefes, dünyayı tekerlekli sandalyesinin penceresinden izlemek zorunda kalan, bedeni yorgun ama ruhu kanatlı küçük bir kız çocuğuydu. Bir gün yolu, insanlığın hala yaşadığını kanıtlayan yüce gönüllü bir ağabeyiyle kesişti. Bu güzel insan, bir çocuğun gözlerindeki ışık sönmesin diye, onun hayallerini süsleyen bir oda tasarladı; küçük kalbine "yalnız değilsin" mesajını nakşetti.

‎Fakat zaman, merhametin de tükendiği o amansız noktaya geldiğinde; o fedakâr insan, hayatın en büyük gerçeğiyle yüzleşti. "Başka bir isteğin var mı?" sorusuna karşılık, küçük kızın dudaklarından dökülen "Beni iyileştir" fısıltısı, zamanı ve mekanı dondurdu. Bu cümle, dünyevi imkanların bittiği, beşeri gücün aciz kaldığı o sınırın adıdır.

‎Nefes, aradığı şifayı bu dünyada bulamadı ve sessizce göçüp gitti. Evet, onu hayata bağlamaya beşeri güçler yetmedi; ancak son günlerini bir saray konforunda, sevildiğini ve önemsendiğini bilerek geçirmesini sağlamak, yapılabilecek en kıymetli veda oldu.

‎Bir insanı, hele ki bir çocuğu yolun sonunda yalnız bırakmamak, ölümün soğuk yüzüne karşı çekilmiş en zarif merhamet kılıcıdır. Kaderin yazgısına müdahale etmek elimizde olmayabilir, ancak o yolu çiçeklerle donatmak bizim elimizde. 

İyilik, sadece bir ihtiyacı gidermek değildir; yardımlaşmak, "Beni iyileştir" diyen bir çaresizliğe, "Seni iyileştiremesem de son ana kadar elini bırakmayacağım" diyebilme cesaretidir.

‎Nefes’in vedasıyla anladık ki; iyilik ertelemeye gelmez. Bir insanın hayatına dokunmanın "şu an" yapılması gereken en kutsal ibadet olduğunu unutmamak gerek.

‎Bu tarz iyiliklerin, bu ruhu taşıyan insanların çoğalması bir lütuf değil, toplumsal bir zorunluluktur.

İyilik, iyileştiremediğinde bile, ruhu sağaltan bir güce sahiptir.

 

Paylaş