Bir toplum asıl ölümcül yarasını ne zaman alır?
Her suçun arkasında; günbegün büyütülen bir nefret, devleşen bir tahammülsüzlük ve zamanında kökü kurutulmamış bir şiddet kültürü yatar.
Sokaktaki Cinnet: Bir Bakıştan Doğan Trajedi…
Eskiden insanları bir arada tutan en güçlü bağ, birbirine
tahammül edebilmek ve öfkeyi yutabilmekti. Bir kavga büyümesin diye yüzünü
çevirip evinin yolunu tutan olgun insanların yerini, bugün ne yazık ki sokak
ortasında anlık bir sürtüşme yüzünden silahına ya da bıçağına sarılanlar aldı.
Sokaklarımız, adeta üzerine ufak bir kıvılcım düşse patlayacak birer barut
fıçısı gibi. Toplum olarak nereye sürüklendiğimizi görmenin vakti geldi de
geçiyor.
Bir Anlık Öfke, Bir Ömür Karanlık
İstanbul’da bir toplu taşıma aracında başlayıp "yan
bakma" saçmalığıyla büyüyen o tartışma, sadece gencecik bir hayatı
soldurmadı; bir baba ile oğlunu da birkaç dakikalık öfke nöbeti yüzünden
müebbet bir karanlığa gömdü. Bir genç toprağa verilirken, iki aile birden enkaz
altında kaldı. Birkaç saniyelik kontrolsüz bir dürtü, geride onlarca yıl
sürecek bir vicdan azabı ve dinmeyecek feryatlar bıraktı.
Bu trajik tablonun bir diğer perdesi ise mahkeme
salonlarında açılıyor. Henüz 17 yaşında öldürülen “Atlas Çağlayan”
davasında, bir çocuk kara toprağın altında, diğer bir çocuk ise sanık
sandalyesinde... Bu kahredici manzara, sadece adli bir dosya değildir. Bu;
sokaklarında güvenle yürüyemeyen çocukların, evlatlarını dışarıya her
gönderdiğinde yüreği ağzında bekleyen anne babaların ve topyekûn kaybettiğimiz
bir gençliğin çığlığıdır.
En Güvenli Sığınakta Vahşet
Şiddet sarmalı sadece sokakları değil, hayatın en mahrem, en
güvenli olması gereken sığınaklarını, yani yuvaları da vuruyor. Kocaeli’de beş
çocuk annesi bir kadının, hayatını paylaştığı insan tarafından sokak ortasında
vahşice katledilmesi, toplumsal çürümenin en acı vesikasıdır. Beş çocuk bir
günde annesiz kaldı, bir yuva darmadağın oldu.
Ancak bu katliamlardan daha korkunç bir gerçek var: Artık bu
haberlerin toplumu şaşırtmıyor oluşu. Tehlikenin en büyüğü, tam olarak bu
noktada başlıyor.
"Bir toplum, cinayet haberlerini olağan karşılamaya,
gazete sayfalarını veya ekranı hızlıca geçmeye başladığı gün asıl ölümcül
yarasını almış demektir."
Güç Yanılgısı ve Kültürel Çürüme
Bugün öfkemizi yönetme becerisini tamamen kaybettik.
Konuşmak yerine saldırmayı, uzlaşmak yerine kaba kuvvetle meseleyi çözmeyi bir
"hak arama" yöntemi sanan tehlikeli bir zihniyet türedi.
Sosyal medya, televizyon dizileri ve gündelik siyasi dil;
sokaklara sürekli olarak gerilim ve kutuplaşma pompalıyor. İnsanlar birbirini
dinlenmesi gereken birer komşu, birer yurttaş olarak değil, yok edilmesi
gereken birer "düşman" gibi görüyor.
Oysa hiçbir cinayet anlık bir patlamayla meydana gelmez. Her
suçun arkasında; günbegün büyütülen bir nefret, devleşen bir tahammülsüzlük ve
zamanında kökü kurutulmamış bir şiddet kültürü yatar.