Konuşmalar Kitabı

Konuşmalar Kitabı

Kültür Edebiyat

Bizim neslin, şimdikilere göre kitaplara olan dostluğu biraz daha mı fazla mıydı?

 Bizim neslin, şimdikilere göre kitaplara olan dostluğu biraz daha mı fazla mıydı?

Bunu iddia etmek çok kolay değil.

Fakat şurası bir hakikattir ki, 1970’lerin gençleri arasında olan ideolojik ve fikri tartışma ortamı, şimdiki gençler arasında yok.

Burası gerçek olunca, şunu artık iddia edebiliriz; bizim neslin gençliği birbirine sadece silahla değil, fikir ve düşünce olarak da “saldırıyordu”.

Fikir ve düşüncenin taşıyıcıları ise, kitaplar ve dergiler.

Her iki mevkûtenin de işlevlerinin, elektronik medyanın bunca gelişmiş olmasına rağmen hala oldukça etkili olduğuna, bir kitap veya derginin kapağının açılıp, sayfalarının çevrilmesinin emsalinin olmadığına inananlardanım.

Kitapların içindekilerinin de kıymeti öyledir.

Bakın, değerli dostum Ali Köse Bey de benimle aynı kanaati paylaştığı için kitabımızın kapağına şu satırları düşmüş: “Sözlü tarihler, hatıratlar, tarih konuşmaları dünden yarına köprü kuran mevsukalardır.

KONUŞMALAR KİTABI’nda İsa Yusuf Alptekin’den Cemil Meriç’e, Türkiye’nin ünlü simalarıyla yapılan görüşmeler aktarılıyor.

Kitap; bazen tarihi yazan, bazen tarihe tanıklık eden bu isimlerin sözde kalmış düşüncelerini, eylemlerini gün ışığına çıkarıyor.

Dünden yarına köprü kuran bu eser, bir devrin daha iyi anlaşılmasına önemli bir katkı sağlayacak.”

Ayrıca, kitabın sunuş yazısının önemli bir bölümünü de paylaşırsam, büyük ölçüde Konuşmalar Kitabı’mızı sizlere taksim etmiş olurum:

Osmanlı bakiyesi olarak ayakta kalmış, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sine birçok yönden damgasını vurmuş ve ne yazık ki, bugün artık benzerlerine rastlayamadığımız çok değerli âlim, fazıl, bilge, mutasavvıf insanlar oldu.

Bu önemli şahsiyetlerden bir kısmı; hem kendi ülkeleri ve hem de insanlık alemi için son derece değerli, kalifiye insanlar yetiştirdiler.

Bir kısmı değerli eserler bıraktı.

Bir kısmı da hem kıymetli insanlar yetiştirdi, hem de ilim, bilim, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında son derece önemli ve kalıcı hizmetler üretilmesine vesile oldu.

Ayrıca bu şahıslar Türkiye’nin bürokrasisine, siyasal, kültürel, akademik, teknolojik ve sanayii alanlarında da kuşaktan kuşağa aktarılacak değerler ortaya koydular.

Ve bütün bunların arka planında tamamen kendileri olduğu halde hiçbir zaman ileri atılarak ön plana çıkmadı, adının duyulmasına müsade etmedi, bundan hoşlanmadılar.

Bu şahsiyetlerin en önemlilerinden biri, hiç şüphesiz, Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’dir.

Bu değerli şahsiyet, 20. yüzyılın sonlarından başlayarak, Türkiye’nin sonraki yüzyıllarında da etkilerinin süreceği şimdiden belli olan Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve onun ardından Recep Tayyip Erdoğan gibi büyük siyaset ve devlet adamlarına imamlık yapmış, onların yetişmeleri için emek vermiştir.

Aynı şekilde 12 Eylül 1980 darbesinde hemen her bakımdan tamamen çölleştirilmiş olan Türkiye’nin kültür, sanat, edebiyat, bilim ve ilim alanlarına büyük bir cesaretle yatırım yaptırarak; İslam, İlim ve Sanat, Kadın ve Aile, Gülçocuk gibi dergi ve mecmualar çıkarılmasına, Mahmut Esad Coşan Hocaefendi gibi bir ilim insanı marifeti ile öncülük etmiştir.

Bu önemli faaliyetlerin içinde bulunmuş ve yapılan hizmetlere bizzat tanıklık etmiş biri olarak bazı çalışmalarımı bir kitapta toplamak istedim zira, İlim ve Sanat ve İslam dergilerinde yaptığım röportajlarımdan birkaç tanesi bazı dostların kitaplarında yer aldı.

Çünkü konuşma yaptığım şahısların hemen hepsi, Türkiye’nin birçok bakımlardan ünlü, tanınmış ve önemli simalarıydı.

Ayrıca o dönemde, burada kendisiyle konuşmamız yer almayan kimi ünlü şahıslarla da hatıralarım oldu.

Bunlardan not aldıklarımı kayıt altına almak istedim.

Mesela, sosyal demokrat camianın tanınmış simalarından İsmail Cem İpekçi ile aramızda geçen bir hatıra sanırım, oldukça manidardır:

“80’li yılların ortalarında Güneş Gazetesi çıkıyordu.

İsmail Bey o gazetenin yayın yönetmeniydi ve bürosu da Laleli’deydi.

Çeşitli vesilelerle İsmail Bey’e uğrar, bazen ikimizin ortak takip ettiğimiz Le Monde’da çıkan makaleler üzerine sohbet ederdik.

Her sohbetimizin sonunda İsmail Bey beni mutlaka dış kapının önüne kadar uğurlardı.

Ben, yaşça ondan epeyce küçüktüm ve çok ciddi olarak bu uğurlamalardan utanıp, sıkılmaya başlamıştım.

Bir gün ısrar ettim ve “Ağabey, her seferinde beni dış kapıya kadar yolcu etmeye devam ederseniz, artık size gelmeyeceğim.” dedim.

Bunun üzerine elini omzuma koydu ve şunları söyledi: “Bak genç adam, bir gün senin Hocan Zahid Kotku Hoca ile havaalanında karşılaştık ve ayak üstü biraz konuştuk kendisiyle. Çok değerli, muhterem ve saygıyı hak eden bir insandı, kendisinden etkilendim ve o kısa sohbeti hala unutamadım. Benim bu saygım onadır. Sen hiç rahatsız olma, senin için değildir.” dedi.

Ayrıca Attila İlhan’la yaptığım röportajın içinde yer almayan, sohbetimiz sırasında bana söylediklerini de unutamam.

Türkiye’nin bütün üniversitelerinde yaşanan başörtü yasağı çok önemli sorunlara yol açmış, yer yer emniyet güçleri ile gençler arasında arbede yaşanmış, İstanbul Üniversitesi’nin önünde, Bayezid meydanında ise her gün olaylar olmaktaydı.

Attila İlhan’la konuşmamız tam da o sıralarda, bu olaylar üzerine yapılmıştı.

İlhan, röportajımız başlamadan önce; bugün, yani otuz küsür yıl sonra gerçekleşen şu ilginç tespitlerde bulunmuştu: “Evet şimdilerde sizin açınızdan oldukça zor günler yaşanıyor, genç kızlar üniversite anfilerinden polis jopu ile kapı dışarı atılıyor fakat biraz sabırlı olun ve bekleyin. Rejim, başından beri size karşı gerdiği yayı çok fazla abarttı.

Göreceksiniz, bir gün bu yay ne kadar gerilmişse, aynı oranda da gevşetilecektir, rejim bunu yapmaya mecburdur.” demişti.

Gerçekten de bugün o yayın gevşetildiği süreci yaşıyoruz.

Yine, Ziyad Ebuzziya ile yaptığımız konuşmada yer almayan, sohbetimiz sırasında benimle paylaştığı üzücü bir hatıra:

“Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyim. Bir gün okulda, teneffüsteyiz. Etrafta resmî giyimli, kravatlı bir takım tanımadığımız zevat peydahlandı, meğer Milli Eğitim’den gelen bazı bürokratlarmış. Ardından, kulakları sağır eden büyük bir ses.

Koşuşturduk, bir baktık kapı girişinde Sultan Abdülaziz’e ait tuğrayı balyozla kırıyorlar.

Bütün öğrenciler kimi sesli, kimi sessizce gizli bir sevinç içinde.

Biz üç arkadaşız, itiraz ettik. Olmadı, güç yetiremedik, nihayet baş başa verip ağlaştık.

O tuğrayı birkaç parça halinde oradan çıkardı, depoya attılar.

Neyse ki yıllar sonra yeniden koydurduk ama resimlere dikkatle bakarsanız orijinal tuğra ile bunun arasında büyük farklar olduğu görülür.”

Rahmetli, onca yıl sonra bu olayı bana anlatırken bile, hala o tuğranın parçalandığı anlardaki acısını yaşıyordu.

Bu konuşmaların birkaç tanesi hariç diğerlerinde, seslerin hepsi kasetlere alındığı için, kasetlerden çözülmesi de son derece zor olmuştu.

Bunlardan biri İsa Yusuf Alptekin, diğeri de Cemil Meriç konuşmasıdır. Denebilir ki bu iki röportaj da kelime kelime çözülmüştür, çünkü her iki önemli şahsiyetle yapılan bu konuşmalar, rahatsızlıklarının ilerlemesinden dolayı, onlarla yapılmış son röportajlardır.

Bu konuşmaların hemen hepsinin yapılışında yayın koordinatörümüz Zekeriya Karaman Bey’di.

Onun hoşgörüsü ve müşfik destekleri olmasa her kesimden insanla konuşmamız mümkün olmazdı, kendisine teşekkür ve minnet duygularımı sunuyorum.

Yönetmenimiz Yusuf Yazar’dı.

Onun yönlendirmesi, desteği ve katkısı için de teşekkür ediyorum.

Ayrıca, Cemil Meriç konuşmamdaki fotoğraf çekimlerini merhum Akif Emre yapmıştı. Kendisini rahmetle, minnetle anıyorum.

Bir de bu kitabın oluşumunda Okur Kitap Genel Yayın Yönetmeni sevgili Ünsal Ünlü’nün çabalarını unutamam.

Bu kitabın içindeki birçok bilgi elbette oldukça değerli, fakat her konuşmanın hikayesini başlı başına değerli bulduğumu söylemeliyim.

Konuşmalar kitabımızda yer alan şahsiyetler, doğum tarihi sıralamasına göre şu isimlerden oluştu, kendilerine saygılarımı sunuyorum:

İsa Yusuf Alptekin, Sâmiha Ayverdi, Z. Ziyad Ebüzziya, Sabri Akdeniz, Semavi Eyice, Attila İlhan, A. Cahit Zarifoğlu,

Mehmet Ali Birand, Ferruh Müftüoğlu, Sadettin Ökten, İ. Süreyya Sırma, İsmet Özel, Cemil Meriç, Raşit Küçük, Nil Sarı Akdeniz, Âlim Kahraman. Açık Oturum: M. Serhan Tayşi, Özkul Eren, A.Turan Aslan, Ahmet Aslanoğlu, Sefer Kocabaş.

 

Daha çok ve yeni kitaplarda buluşmak dilek ve temennisiyle..