Hahamlaşan Rahip ve İmamlar...

Hahamlaşan Rahip ve İmamlar...

Kültür Edebiyat

Son yüzyılda Batı dünyası yepyeni bir evreye girdi.

Özellikle Avrupa toplumlarında bir yandan agnostisizm, deizm , ateizm gibi kavramlar çekici bulunuyorken, diğer taraftan kiliseler gitgide boşalıyor.

Dijital medya dünyayı, küresel bir betonarme köy odasına hapsetti. 

İnsanlar bir eli ile dünyanın bir başka ucundaki insanı, inancı, coğrafyayı, iklimi ve yaşama biçimini tanırken öte taraftan hemen yanıbaşındaki annesinden, babasından, kardeşlerinden kopuyor.

Tozduman içinde bir yol alış süreci.

Batı, kendi isteği dışında bir yeniden doğuş, bir rönesans yaşıyor.

Bir bakıma bu rönesans, Batı için, bir teslim olma ve teslim alma şeklinde tezahür ediyor. 

Parayı siyonistler ele geçirdi ve para bütün inançları, gelenekleri, alışkanlıkları yıkıp dümdüz etti. 

Para teknolojiyi, medyayı, bilgiyi, silahı, siyaseti, sosyal hayatı, aileyi, gençliği, sporu ve müziği boyunduruğu altına aldı. 

Hıristiyan alemi paranın yani, Siyonizmin pompaladığı teknolojiye, zevke, şehvete ve lezzete esir oldu.

Vatikan, yavaş yavaş Hıristiyanlar üzerindeki gücünü ve etkisini kaybediyor.

Papalık her ne kadar, yeni Rahip olan din adamlarını yüzükoyun yatırarak bağlılık yemini ettirse de, kurum olarak, gitgide etkisini yitiriyor ve onun yerini güç ve etkinlik merkezi olarak Siyonizm alıyor.

Birleşik Krallık ve Kraliçe bu “Yeni Din” in temsilciliğini üstlenen Amerika’ya karşı çırpınışlarını sürdürüyor. 

Hindistan, Birleşik Krallığın rotasında kalmaya çalışıyor.

Rusya ve Çin dikleşmeden, dik durmak için çabalıyorlar fakat, her üçünün de halkları giderek bu koskocaman küresel Siyonist ağın tutsağı haline dönüşüyor.

Adına Evangelizm ya da, ne derseniz deyin Hristiyanlığın git gide, yahudiliğin yani “Siyonizmin” etki alanına girdiğini ve bu acımasız

“Yeni Din”in bütün dünyayı çılgınca silahlanma sonucunda bir uçuruma doğru sürüklediğini görüyoruz.

Sessiz sedasız, neredeyse bütün rahipleri ve papazları da hahamlaştırdılar. 

Rahipler, papazlar ve keşişler Hıristiyan olduklarını söylüyorlar ama, hepsi Siyonizm için çalışıyor. 

İslam dünyasında bir takım İmamlar, Hocalar ve din adamları da tamamen Siyonizmin ve Siyonistlerin emrine girdiler.

Bu din adamları bulundukları ülkelerin iş, medya, emniyet, adalet, eğitim, istihbarat, siyaset dünyasını para ve şantaj yolları ile etkileyerek nüfuz alanlarını genişletiyorlar.

Bunlar da müslüman olduklarını söylüyorlar ama, Siyonizmin emrinde çalışıyorlar.

FETÖ bunların, bilinen ve devlet mekanizmalarından sökülmeye çalışılanlarından biri olduğu halde hala, her alanda etkinliğini sürdürüyor.

Son yapılan yerel seçimlerde bir takım partiler açıkça, FETÖ’cülerle hem organize olup seçim yolsuzluğu yaptı hem de, açıkça onların kavramlarını ve sloganlarını kullanıyorlar.

FETÖ’cüler 15 Temmuz darbe girişiminde de Güneydoğu’da PKK ile işbirliği yapmıştı.

En dikkat çekicisi; sembolik bile olsa hala, dini değerleri güçlü olan kitleleri, muhafazakarlara ait kamuflaj malzemeleri kullanarak etkilemeyi başarmalarıdır.

Öte yandan Hahamların ellerinde kutsanan vaftiz çocukları tarafından İslam Dünyası parçalanıp, lime lime edildi, işgal edildi. 

İşgaller sonucunda ortaya çıkan göçler Siyonist topraklarına değil, Hıristiyan topraklarına akıyor.

Bunun sonucunda Avrupa’da ırkçılık, İslamafobi hızla gelişiyor ve ırkçılığı savunan partiler birer birer iktidara geliyorlar. 

Hıristiyan dünyası Siyonistler tarafından adeta efsunlanarak dondurulmuş, teslim alınmıştır, İslam dünyası ise, imamesi kopmuş tespih taneleri gibi etrafa saçılmıştır ve her ikisi de kıpırdayamaz haldedir.

Bütün bunlar olurken Türkiye, hem içeriden, hem dışarıdan kıskaca alınıyor ve giderek çemberi daraltıyorlar.

Kısmen Karadeniz’i saymazsak çevremizdeki denizlerden ve karadan, Suud, Mısır, BAE, Yunanistan gibi ülkeleri de yanlarına alarak üzerimize geliyorlar. 

Görebildiğim kadarı ile, “Allah’ın Yardımı Ne Zaman? “ günleri yaşıyoruz. 

Çare; adil, ahlaklı, dindar olunca iyi müslüman olduğumuzu sanarak, savunmaya yapılan ciddi yatırımlara da güvenerek yaşamak değil.

Bunlar zaten olmalı.

Esas olması gereken ise, Allahın yardımını ve desteğini alabilecek işleri yapmamızdan geçiyor.

Başta yönetici kadrolar olmak üzere hepimiz, dünyalıklarımızı yeniden gözden geçirip fakirlerle, yoksullarla paylaşmalıyız.

Tam bir seferberlik yapıp, aramızda ki dayanışma ve yardımlaşmamızdan dolayı Yaratıcımız’dan, yardım ve destek umut ederek, bu sayede, Türkiye ortak paydasında bütünleşmek tek çıkar yoldur.

Aksi takdirde, Allah korusun, elimizde yarın ne Türkiye, 

ne de biriktirdiklerimiz kalabilir.

Gören gözler için tarihte değil, günümüzde ve gözlerimizin önünde bunun çok örneği var. 


CÜMLEDEN CÜMLEYE...

Belh şehrinde bir Kalender, meşhur şair Enverî’nin şiirlerini alıp, şehrin meydanlarında okur ve kendisinin de şair Enverî olduğunu iddia edermiş. 

Bütün halk da onun şair enverî olduğuna inanırmış. 

Bu durum Enverî’nin kulağına gider ve bir gün Kalender’in, şehir meydanında şiir okuduğu sırada yanına yaklaşır ve sorar: 

“Sen Enverî’yi tanıyor musun? “ diye sorar. 

“Kalender: Enverî denilen şair işte benim” diye cevap verir.

Bunun üzerine Enverî gülerek şöyle der :

“ Şiirin çalındığını biliyordum, ama şairin çalındığını yeni öğrendim”. 

Dursun Gürlek/Çınaraltı Kitap Sohbetleri

 

Ferman Karaçam - Haber 7 

fermankaracam@gmail.com 

fermankaracam@twitter.com 

twitter.com/fermankaracam 

facebook.com/fermankaracam 


 

Paylaş